top of page

Hukuk Bürosu

Aşınmış Trafik Konisi

 

 

Taksirle Öldürme Suçu (TCK m.85): Tanım, Unsurlar, Yargılama, Tazminat ve Yargıtay Uygulaması

 

Taksirle öldürme suçu, Türk Ceza Kanunu’nda “Hayata Karşı Suçlar” bölümünde, TCK m.85’te düzenlenmiştir. Uygulamada en çok trafik kazaları, iş kazaları ve tıbbi müdahaleler (malpraktis) bağlamında gündeme gelen bu suç tipi; hem ceza yargılaması hem de tazminat hukuku bakımından çok yönlü sonuçlar doğurur. Aşağıdaki açıklamalar; taksir, bilinçli taksir, sorumluluk rejimi, görevli mahkeme, zamanaşımı, yaptırım sonuçları (HAGB, adli para cezası), bilirkişi incelemeleri ve Yargıtay içtihatları çerçevesinde kapsamlı biçimde ele alınmıştır.

 

 

Taksirle Öldürme Suçu Nedir?

 

 

Taksirle insan öldürme; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı kusurlu bir davranışla, objektif olarak öngörülebilir bir neticenin, fail tarafından “öngörülemeyerek” gerçekleşmesi ve bu suretle bir kişinin hayatının son bulmasıdır. Taksirle öldürmede belirleyici nokta, failin ortaya çıkan ölüm sonucunu bilerek ve isteyerek istememesi; yani neticeyi hedeflememesi ve kabullenmemesidir.

 

Bilinçli taksirle insan öldürme ise, failin kusurlu davranışıyla ölüm sonucunun meydana gelebileceğini “öngörmesine” rağmen, şansına, kişisel becerisine, tecrübesine veya benzeri bir etkene güvenerek davranışı sürdürmesi ve neticenin gerçekleşmesidir. Bu durumda da netice istenmez; fakat neticenin gerçekleşebileceği ihtimali somut olarak öngörülmüştür.

 

İster basit taksirle öldürme ister bilinçli taksirle öldürme söz konusu olsun, her iki halde de failin ölüm neticesini istememesi halinde taksirli sorumluluk gündeme gelir. Buna karşılık kişi, ölüm neticesini bilerek ve isteyerek fiili gerçekleştiriyorsa taksirle öldürme değil; koşullara göre kasten öldürme suçu değerlendirilir. Ayrıca taksirli davranış neticesinde ölüm gerçekleşmeyip mağdur yaralanırsa, hukuki nitelendirme taksirle yaralama suçuna döner.

 

 

Tazminat Sorumluluğu: Yakınların Hakları ve Uygulamadaki Tipik Senaryolar

 

 

Taksirle ölüme neden olma fiilinin ceza hukuku yönünden değerlendirilmesi yanında, mağdurun yakınları bakımından maddi ve manevi tazminat talepleri de önemlidir. Bu kapsamda anne, baba, eş, çocuklar, kardeşler gibi yakınların fail aleyhine tazminat davası açma hakkı bulunur.

 

Ölümün kaynağına göre tazminat süreçleri farklı hukuki zeminde yürür:

 

  • Ölüm hatalı doktor uygulamasından kaynaklanmışsa, fiili işleyen doktora karşı tıbbi malpraktis sebebiyle tazminat davası gündeme gelebilir.

  • Ölüm bir iş kazası nedeniyle gerçekleşmişse, iş sahibine/işverene karşı iş kazası kaynaklı tazminat davası açılabilir.

  • Ölüm trafik kazası nedeniyle gerçekleşmişse, trafik kazası kaynaklı tazminat talepleri ileri sürülebilir.

 

 

 

Şikâyet Süresi, Resen Soruşturma ve Dava Zamanaşımı

 

 

Taksirle öldürme suçu şikâyete tabi değildir. Savcılık, suçun işlendiğini öğrenir öğrenmez resen soruşturma başlatır ve şartları varsa kamu davası açar. Bu suç bakımından TCK’da öngörülen dava zamanaşımı süresi 15 yıldır. Buna göre savcılık, taksirle öldürme fiilini ölüm tarihinden itibaren 15 yıl içinde öğrenirse soruşturma başlatabilir; zamanaşımı süresi geçtikten sonra soruşturma yapılamaz.

 

Kamu davası açıldıktan sonra da müşteki, şikâyet/müdahillik hakkını kullanarak ceza davasına katılabilir.

 

 

Görevli Mahkeme: Asliye Ceza mı, Ağır Ceza mı?

 

 

Taksirle ölüme neden olma suçunda, fiil ister genel taksirle ister bilinçli taksirle işlensin, tek bir kişinin ölümü halinde görevli mahkeme kural olarak Asliye Ceza Mahkemesidir (5235 sayılı Kanun m.12).

 

Bununla birlikte taksirli fiil neticesinde en az bir ölümle birlikte en az bir yaralanma meydana gelmişse veya iki ölüm gerçekleşmişse, yargılama görevi Ağır Ceza Mahkemesine geçer.

 

Uygulamada özel bir durum daha sık görülür: Taksirli fiil neticesinde ölüm ve yaralanmalar meydana gelmiş; ancak yaralılar soruşturma aşamasında şikâyetten vazgeçmiş ve olayda yalnızca tek ölüm kalmışsa görevli mahkeme yeniden Asliye Ceza Mahkemesi olur.

 

Örnek olarak İstanbul Bahçelievler’de meydana gelen bir trafik kazasında bir kişi ölmüş ve iki kişi yaralanmışsa; yaralıların soruşturma aşamasında şikâyetten vazgeçmesi halinde görevli ve yetkili mahkeme Bakırköy Asliye Ceza Mahkemesi, yaralıların şikâyete devam etmeleri halinde ise Bakırköy Ağır Ceza Mahkemesi olacaktır.

 

 

Taksirli Suç Kavramı ve Taksirin Unsurları

 

 

Taksirli suç, failin tedbirli ve öngörülü davranmaması; dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı hareket etmesi halinde söz konusu olur. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2007/221 ve 2008/185 sayılı kararlarında ve yerleşik uygulamada taksirli suçun unsurları şu şekilde belirginleşmiştir.

 

Öncelikle fiilin taksirle işlenebilen bir fiil olması gerekir. Bir fiilin taksirli halinin cezalandırılabilmesi için, kanunda o fiilin taksirli hali açıkça düzenlenmiş olmalıdır. Kasten işlenebilen fiillerin tamamı taksirli suç kategorisine girmez; kanunda ayrıca taksirli hal öngörülmemişse taksirden dolayı cezalandırma mümkün olmaz.

 

Hareketin iradiliği aranır. Fail, yaptığı hareketi kendi özgür iradesiyle yapmalıdır. Taksirli suçlarda da irade özgürlüğü esastır. Fail irade özgürlüğünü kendi kusuruyla kaybetmişse yine sorumlu olabilir. Örneğin yüksek miktarda alkol alıp araç kullanan sürücü, bu tercihi özgür iradesiyle yaptığı için sonradan meydana gelen taksirli neticeden sorumluluktan kurtulmaz.

 

Neticenin iradi olmaması, taksiri kasıttan ayıran temel farktır. Fail hareketi iradi olarak yapsa bile, ölüm sonucunu istememelidir. Fail neticeyi de istiyorsa artık taksir değil, kast söz konusudur. Örneğin alkollü araç kullanan bir kişi, neticeyi bilerek ve isteyerek bir kimseyi arabayla öldürmeye kalkarsa taksir hükümleri değil, kasıtlı suç hükümleri gündeme gelir.

 

Hareket ile netice arasında nedensellik bağının bulunması gerekir. Failin davranışı ile ölüm sonucu arasında sebep–sonuç ilişkisi yoksa taksirle öldürmeden söz edilemez.

 

Neticenin öngörülebilir olması şarttır. Taksirli suçtan bahsedebilmek için ölüm neticesi objektif olarak öngörülebilir olmalıdır. Fail öngörülebilir neticeyi öngörmeyerek taksirli fiili işler; fakat neticenin oluşmasını istemez.

 

İcrai veya ihmali hareketle işlenen taksirli suçlarda da iradi davranış ve öngörülebilir netice koşulları birlikte aranır. İradi bir davranış yoksa taksirden söz edilemeyeceği gibi, öngörülemeyecek bir sonucun gerçekleşmesi halinde de taksirli sorumluluğa gidilemez. Sonucun gerçekleşmesinde mağdurun taksirli davranışı da etkili olsa bile, bu durum nedensellik bağını kesmedikçe failin sorumluluğunu ortadan kaldırmaz ve taksirin niteliğini değiştirmez. Türk Ceza Kanunu’nda kusurun derecelendirilmesi suretiyle otomatik bir ceza indirimi sistemi bulunmadığından, bu husus daha çok temel cezanın tayininde dikkate alınabilir.

 

TCK m.22, taksiri “basit taksir” ve “bilinçli taksir” olarak ikiye ayırmıştır. Kanunun 22. maddesinin üçüncü fıkrasında bilinçli taksir, kişinin öngördüğü neticeyi istememesine karşın neticenin meydana gelmesi olarak tanımlanmış; bu halde taksirli suça ilişkin cezanın üçte birden yarıya kadar artırılacağı düzenlenmiştir. Basit taksir ile bilinçli taksir arasındaki ayırt edici ölçüt; basit taksirde failin öngörülebilir neticeyi öngörmemesi, bilinçli taksirde ise neticeyi öngörmüş olmasıdır. Bilinçli taksirde gerçekleşen sonuç öngörülmüş; fakat istenmemiştir. Yargıtay Ceza Genel Kurulu’nun 2016/250 sayılı kararında vurgulandığı üzere, neticeyi öngördüğü halde şansına veya kendi becerisine güvenerek hareket eden kimsenin tehlikelilik hali, bunu öngörememiş olan kimseyle aynı düzlemde değerlendirilemez; neticeyi öngören kimse, ne olursa olsun bu sonucu doğurabilecek davranıştan kaçınmakla yükümlüdür.

 

 

Sorumluluk Rejimi: Kusur Sorumluluğu ve Birden Fazla Fail

 

 

Ceza hukukunun genel ilkesi “herkes kendi kusurlu fiilinden sorumludur” şeklinde özetlenir. Taksirle ölüme neden olma suçunda objektif sorumluluk rejimi değil, kusur sorumluluğu rejimi esastır. Faile verilecek ceza belirlenirken olayın meydana gelmesindeki kusuru tespit edilir; fail kusuru oranında cezalandırılır. Birden fazla kişinin taksirli fiille neticeye katkı sağladığı hallerde, herkes kendi kusuru oranında sorumlu tutulur. Özellikle trafik kazalarında birden fazla sürücünün kazaya karışması durumunda, her sürücü bakımından kusur ve illiyet bağı ayrı ayrı değerlendirilir.

 

 

Bilinçli Taksirle Öldürmede Sorumluluk ve Uygulamada Titiz Değerlendirme Gereği

 

 

Bilinçli taksir, basit taksire göre daha ağır bir kusur yoğunluğu içerir. Fail sonucu öngörür; ancak istemez. Bu nedenle bilinçli taksir tespiti, cezanın artmasına doğrudan etki ettiğinden uygulamada son derece dikkatli yapılmalıdır. Somut olaya bilinçli taksir rejiminin uygulanabilmesi için, failin sonucu öngörmesine rağmen gerçekleşmesini istememesi gerekir. Fail ölüm sonucunu istiyorsa artık bilinçli taksir değil, kast tartışması doğar.

 

Uygulamada bilinçli taksire örnek olarak; ameliyat sırasında hemşirenin doktora kullanılmış ameliyat malzemesi vermesi, doktorun da daha önce kullanıldığını bile bile bu malzemeyi ameliyatta kullanması ve bunun sonucunda hastanın ölmesi gösterilebilir. Bu durumda hem hemşire hem doktor, malzemenin enfeksiyon gibi nedenlerle ölüme yol açabileceğini öngörmesine rağmen ölüm sonucunu istemediğinden, bilinçli taksirle öldürme hükümleri çerçevesinde sorumluluk gündeme gelebilir.

 

Yüksek oranda alkol aldığı halde araç kullanan ve trafik kazası neticesinde ölüme neden olan kişinin de, ölüm sonucunu öngörebileceği halde “bir şey olmaz” düşüncesiyle davranışı sürdürmesi nedeniyle bilinçli taksir hükümleri kapsamında değerlendirilmesi mümkündür. Benzer şekilde kırmızı ışık ihlali yaparak ölümlü kazaya sebebiyet verilmesi de, koşulları varsa bilinçli taksir kapsamında ele alınabilir.

 

 

Trafik Kazalarında Taksirle Öldürme: Kusur Tespiti, Bilirkişi ve Keşfin Önemi

 

 

Trafik kazaları kural olarak taksirli fiiller kapsamında değerlendirilir. Dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranışla meydana gelir; bu nedenle hem basit taksir hem de bilinçli taksir şeklinde ortaya çıkabilir. Trafik kazası neticesinde taksirle öldürme iddiasıyla başlatılan soruşturmada en kritik aşama, failin kusurunun tespitidir.

 

Uygulamada kusur durumunu tarif etmek üzere “asli kusur” ve “tali kusur” ayrımı yapılır. Bilirkişi incelemesiyle kural ihlalleri tek tek saptanır ve kusur oranı belirlenir. Bilirkişi raporunun denetime elverişli, objektif ve olaya uygun olması gerekir. Tarafların bilirkişi raporuna itiraz hakkı bulunduğu gibi, temyiz aşamasında Yargıtay tarafından da raporun denetimi yapılır.

 

Kural ihlallerini esaslı biçimde yapan ve kazanın meydana gelmesinde belirleyici rol oynayan sürücü “asli kusurlu”; daha sınırlı ve tali nitelikte ihlallerle kazaya katkı sunan sürücü “tali kusurlu” kabul edilir. Temel cezanın tayininde bu kusur yoğunluğu dikkate alınır; asli kusurlu faile alt sınırdan daha yukarıda bir ceza, tali kusurlu faile ise alt sınıra yakın ceza belirlenmesi uygulamada sıklıkla görülür.

 

Trafik kazalarında araçta teknik inceleme yapılması gerekebilir. Bu durumda teknik bilirkişiler aracılığıyla fren sistemi, lastik durumu, hız tespiti, takograf verileri gibi unsurlar incelenebilir. Ayrıca ölümlü/yaralanmalı kazalarda olay yerinde keşif yapılması, mümkünse tanıkların ve tarafların keşif mahallinde dinlenmesi; mobese, işyeri kameraları ve özel kayıtların incelenerek bilirkişi raporuyla desteklenmesi, maddi gerçeğe ulaşmak açısından belirleyici önemdedir.

 

 

İş Kazalarında Taksirle Ölüme Neden Olma: İş Güvenliği ve Sorumluların Belirlenmesi

 

 

İş kazası, işyerinde veya işin yapılması sırasında işçinin uğradığı her türlü kazadır. İş Kanunu ve ilgili mevzuat kapsamında iş kazası kavramı geniş yorumlanır. İşyerinde gerçekleşen kazalar yanında, işin yürütümü sırasında ve işin gereği olarak işyeri dışında meydana gelen kazalar da iş kazası sayılabilir.

 

İş kazası ölümle sonuçlanmışsa, savcılık taksirle ölüme neden olma şartlarının oluşup oluşmadığını resen araştırır. İş güvenliği ve işçi sağlığı kurallarına riayet edilmemesinin kazaya etkisi varsa işverenin kusurlu olduğu kabul edilebilir. İnşaatta çalışan işçiye baret, gözlük gibi ekipman verilmemesi; aşırı çalıştırma; risk analizlerinin yapılmaması; eğitim ve denetim eksiklikleri gibi olgular, iş sağlığı ve güvenliği kurallarının ihlali olarak değerlendirilir.

 

Savcılık, iş kazasının meydana gelmesinde kimlerin ne ölçüde kusurlu olduğunu belirlemek için iş güvenliği uzmanlarından bilirkişi raporu alır. Kusurlu olduğu tespit edilen kişiler hakkında dava açılabilir. Büyük şirketlerde uygulamada, işveren şirket ortakları yerine çoğu kez iş güvenliğinden sorumlu müdürler, şantiye şefleri veya ilgili birim yöneticileri yargılanmaktadır. Örneğin büyük bir inşaat firmasında şantiye şefi atandığında, meydana gelen iş kazalarında taksirle ölüme neden olma suçlamasıyla şantiye şefinin yargılanması tipik bir uygulamadır.

 

Her şirketin faaliyet alanına göre sorumlu kişinin belirlenmesi gerekir. Toplu yemek şirketlerinde üretim sorumlusu gıda mühendisi; elektrik üretiminde sorumlu elektrik mühendisi; inşaatta şantiye şefi veya iş güvenliği sorumluları gibi kişiler, olayın koşullarına göre sorumlulukla karşılaşabilir. Sorumlu müdürün uyarılarına rağmen şirketin gerekli önlemleri almaması halinde, şirket ortakları veya yöneticilerinin de sorumluluğunun tartışılması mümkün olabilir.

 

 

Doktor Hatası (Tıbbi Malpraktis) ve Taksirle Ölüme Neden Olma

 

 

Doktor hatası ya da tıbbi malpraktis; hastaya tıbbi uygulama yapılırken dikkat ve özen yükümlülüğüne aykırı davranılması, mesleki bilgi yetersizliği veya acemilik nedeniyle yanlış uygulama yapılması olarak özetlenebilir. Özel hukuk bakımından doktor, vekâlet ilişkisi çerçevesinde en hafif kusurundan dahi sorumlu tutulabilmektedir. Doktorlar hedefledikleri sonuca ulaşamamaktan değil; o sonuca ulaşmak için yaptıkları uygulamaları dikkat ve özenle gerçekleştirmekten sorumludur.

 

Doktor ile hasta arasındaki ilişki, vekil–müvekkil ilişkisine benzer şekilde değerlendirilir. Doktor, hastanın kişisel özelliklerine uygun tedaviyi seçmek; zarar doğmaması için mesleki ve genel hayat tecrübelerine göre gerekli önlemleri almak; uygulama sırasında yeni bir sorun ortaya çıkarsa çözüm için titizlikle araştırma yapmak ve koruyucu tedbirlerden sonra hareket etmek zorundadır.

 

Doktor hatası sonucunda ölüm meydana gelmişse, doktor taksirle ölüme neden olma iddiasıyla yargılanabilir. Tıbbi uygulamanın tıp biliminin gereklerine uygun olup olmadığı çoğu dosyada Adli Tıp Kurumu Başkanlığı’ndan alınacak bilimsel raporla değerlendirilir. Uygulama hatalıysa ve ölüm neticesi ile illiyet bağı kurulabiliyorsa, doktorun cezai sorumluluğu gündeme gelebilir. Örneğin ameliyat sırasında hastanın vücudunda gazlı bez unutulması, gelişen komplikasyonlarla ölüm meydana gelmesi halinde taksirle öldürme değerlendirmesi yapılabilir.

 

Ölüm halinde ayrıca, fiili işleyen doktora karşı tıbbi malpraktis sebebiyle tazminat davası açılması da mümkündür.

 

 

Taksirle veya Bilinçli Taksirle Öldürme Suçunun Cezası (TCK m.85) ve Kusur Yoğunluğunun Etkisi

 

 

Taksirli suçlarda ceza belirlenirken, uygulamada “asli kusur” ve “tali kusur” ayrımı özellikle temel cezanın tayininde etkili olur. Asli kusurlu fail bakımından olayın oluş şekli dikkate alınarak alt sınırdan daha yukarıda ceza belirlenmesi; tali kusurlu fail bakımından ise alt sınıra yakın ceza belirlenmesi uygulamada sıklıkla görülür.

 

TCK m.85/1 uyarınca taksirle adam öldürmenin cezası iki yıldan altı yıla kadar hapis cezasıdır. Taksirle adam öldürme neticesinde iki veya daha fazla kişi ölmüşse ya da bir kişi ölmüş ve bir veya birden fazla kişi yaralanmışsa, TCK m.85/2 kapsamında ceza iki yıldan on beş yıla kadar hapis cezası olarak öngörülmüştür.

 

Bilinçli taksir halinde ise, ilgili maddelere göre belirlenen ceza TCK m.22/3 gereği üçte birden yarıya kadar artırılır. Örneğin taksirle öldürme nedeniyle üç yıl ceza alacak bir fail bakımından, bilinçli taksir halinde ceza dört yıl ile dört buçuk yıl aralığına çıkabilir.

 

 

Hükmün Açıklanmasının Geri Bırakılması (HAGB)

 

 

HAGB, mahkûmiyet hükmünün belirli süre hüküm ve sonuç doğurmaması ve sürenin sonunda cezanın ortadan kalkmasıyla sonuçlanan, şartları mevcutsa faile ikinci bir imkan sağlayan bir kurumdur. Bilinçli taksir halinde HAGB, çoğu durumda ceza miktarı nedeniyle mümkün değildir. Taksirle adam öldürme suçunda ise ceza iki yıl veya altında kalırsa HAGB gündeme gelebilir. HAGB için mağdurun ölüm nedeniyle uğradığı maddi zararın giderilmesi zorunludur; zarar giderildiğinde mahkeme HAGB kararı verebilir.

 

 

Cezanın Adli Para Cezasına Çevrilmesi

 

 

Taksirle adam öldürme suçu, adli para cezasına çevrilme bakımından uygulamada özellikli bir görünüm sergiler. TCK m.50/4 hükmü gereği, taksirli suçlardan dolayı hükmolunan hapis cezası uzun süreli dahi olsa; diğer koşulların varlığı halinde adli para cezasına çevrilebilir. Burada ceza süresi bakımından bir üst sınır aranmaz. Buna karşılık bilinçli taksir halinde adli para cezasına çevirme mümkün değildir.

 

 

Yargıtay Kararları Işığında Uygulama Notları

 

 

Uygulamada Yargıtay, temel cezanın tayininde kusurun yoğunluğu, zararın ağırlığı, suçun işleniş biçimi, yer ve zaman, ayrıca TCK m.3/1’deki orantılılık ilkesinin gözetilmesini özellikle vurgular. Aşağıda, metninizde yer alan kararların içerdiği uygulama ilkeleri, özgün bir anlatımla korunarak aktarılmaktadır.

 

Tali kusurlu görülen sanık bakımından dahi, kusur durumu ve meydana gelen zararın ağırlığı dikkate alınarak temel cezanın iki sınır arasında belirlenmesi gerekir. Yol çalışması bulunan ve hız limitinin 50 km/saat olduğu yerde takograf verileriyle 95 km/saat hızla kavşağa girip kazaya sebebiyet veren sanığın, neticeyi öngörebileceği kabul edilmesine rağmen TCK m.22/3 uyarınca artırım yapılmaması hukuka aykırı bulunmuştur (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2016/10563).

 

Ölümlü ve yaralanmalı kazada tam kusurlu sanık hakkında, zararın ağırlığı ve taksirin yoğunluğu gözetilerek alt sınırdan daha fazla uzaklaşılması gerekirken eksik ceza tayini bozma nedeni sayılmıştır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2017/3587).

 

Birden fazla ölüm ve yaralanmanın bulunduğu, sanığın asli kusurlu olduğunun kabul edildiği dosyada TCK m.50/4 kapsamında adli para cezasına çevirme teorik olarak mümkün olsa da; zararların giderilmediği, pişmanlığı gösteren davranış bulunmadığı ve diğer sürücülerin kusursuz olduğu hallerde, yerel mahkemenin adli para cezasına çevirmeme gerekçesi isabetli görülmüştür (Yargıtay CGK, 2017/362).

 

Silahın patlaması sonucu ölüm meydana gelen olayda, kastın öldürmeye yönelik olup olmadığı şüphede kaldığında şüphenin sanık lehine değerlendirilmesi gerektiği vurgulanmış; anne-kız ilişkisi, olayın ani gelişimi ve dosyada öldürme kastını destekleyen delil bulunmaması gibi nedenlerle taksirle öldürme sonucuna gidilmiştir (Yargıtay CGK, 2014/363).

 

Sollama yasağı levhası ve çizgisine rağmen sollama yaparak ölümlü/yaralanmalı kazaya neden olan sanık hakkında, eylemin bilinçli taksirle işlendiği kabul edilerek TCK m.22/3 uygulanması gerektiği, basit taksir kabulüyle eksik ceza tayininin bozma nedeni olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2017/6429).

 

Dolu ve horozu çekili, patlamaya hazır haldeki av tüfeğini patika yolda taşımaya devam eden sanığın, yakınındakiler için tehlikeli sonuçları öngörebileceği halde “bir şey olmaz” düşüncesiyle hareket ettiği; bu nedenle bilinçli taksir değerlendirmesinin isabetli olduğu ifade edilmiştir (Yargıtay CGK, 2014/251).

 

Üç yaşındaki çocuğun evde saklı dolu av tüfeğini salona sürükleyerek getirdiği olayda, sanığın panikle tüfeği almaya çalışırken ateş alması şeklindeki olguda; sanığın o anki ruh hali, panik durumu, sosyal çevre ve bilgi-kültür düzeyi de gözetilerek bilinçli taksir koşullarının oluşmadığı; bilinçli taksir uygulanarak fazla ceza tayin edilmesinin bozma nedeni olduğu belirtilmiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2011/9905).

 

Bilinçli taksir değerlendirmesi yapılırken alkol ölçüm zamanı da önem taşır. Kazadan yaklaşık 2 saat 16 dakika sonra yapılan alkol ölçümünün 0.64 promil çıkması, Adli Tıp Kurumu 5. İhtisas Kurulu’nun alkol düzeyine ilişkin yerleşik raporları ve saatlik düşüş hesabı birlikte değerlendirilerek bilinçli taksir koşulları oluşmadan TCK m.22/3 uygulanmasıyla fazla ceza tayini bozma nedeni yapılmıştır. Aynı kararda ayrıca sürücü belgesinin geri alınması süresinin (TCK m.53/6) fiilin ağırlığıyla orantılı ve hakkaniyete uygun belirlenmesi gerektiği vurgulanmıştır (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, E.2020/12058 – K.2024/5417).

 

Dava zamanaşımı bakımından, taksirle öldürme suçunda TCK m.66/1-d gereği 15 yıllık zamanaşımı uygulanır. Yerel mahkemenin 8 yıllık zamanaşımı gerekçesiyle düşme kararı vermesi, 15 yıllık sürenin dolmadığı tespit edilerek bozulmuştur (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2024/2186 E., 2024/4961 K.).

 

Kış lastiği ve zincir zorunluluğuna uymadan buzlu, virajlı yolda hızını yol şartlarına göre ayarlamayan ve bankette yürüyen yayaya çarparak ölüme sebebiyet veren sanık hakkında, bilinçli taksir kabulü ve TCK m.22/3 artırımının uygulanması gerektiği belirtilmiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, K.2021/722).

 

Basit taksir ile bilinçli taksir ayrımında, öngörme unsurunun yanında isteme/kabullenme unsurunun olası kastla ilişkisi pratikte sık tartışılır. Olası kast ile bilinçli taksir, öngörme yönünden benzeşse de isteme/kabullenme bakımından ayrılır. Frank formülü olarak bilinen yaklaşım uygulamada sık referans alınır: Fail “öyle ya da böyle bu hareketi her hâlükârda yapardım” diyorsa olası kast; “sonucun gerçekleşeceğini bilseydim yapmazdım” diyorsa bilinçli taksir değerlendirilebilir. Tuvalet kabininde ateşli silahın ateş alıp kapı malzemesini delerek temizlik görevlisinin ölümüne neden olduğu olayda, failin neticeyi öngörmesi gerektiği; ancak ölüme yönelik isteğinin bulunmadığı kabul edilerek bilinçli taksir uygulanması gerektiği, basit taksir hükmüyle eksik ceza verildiği gerekçesiyle bozma kararı verilmiştir (Yargıtay 12. Ceza Dairesi, 2016/1613 E., 2019/458 K.).

 

Sollama çekişmesi bağlamında Ceza Genel Kurulu’nun değerlendirmesinde, muhtemel neticeye kayıtsız kalıp kabullenme bulunmadığında olası kastın oluşmayacağı; buna karşılık sürüş becerisine/şansa güvenerek neticenin meydana gelmeyeceği inancıyla hareket edilmesi halinde bilinçli taksir kabul edilebileceği belirtilmiştir. Bu kapsamda bir kişinin ölümü ve birden fazla kişinin yaralanmasıyla sonuçlanan olayda bilinçli taksir değerlendirmesi yapılmıştır (Yargıtay Ceza Genel Kurulu, 2024/189 E., 2024/331 K.).

 

 

TCK m.22/6 Kapsamında Şahsi Cezasızlık ve Uygulamadaki Sınırlar

 

 

TCK m.22/6, taksirli hareket sonucu meydana gelen neticenin münhasıran failin şahsi ve ailevi durumu bakımından artık bir cezaya hükmedilmesini gereksiz kılacak derecede mağduriyete yol açması halinde cezasızlık veya indirim öngören özel bir düzenlemedir. Bu hükmün uygulanabildiği hallerde ortada bir suç vardır; failin kusuru da vardır. Ancak kanun koyucu suç siyaseti gereği bu durumu “şahsi cezasızlık” sebebi saymış; CMK m.223/4-a uyarınca “ceza verilmesine yer olmadığına” karar verilmesini öngörmüştür.

 

Uygulamada kapsamın belirlenmesi bakımından tartışmalar, fail ile mağdur arasındaki yakınlığın düzeyi ve olay sebebiyle failin hangi ölçüde zarar görmesi gerektiği üzerinde yoğunlaşır. Düzenlemenin uygulanabilmesi için somut olay açısından ayrıca değerlendirilmesi gereken iki temel şart aranır.

 

Taksirle işlenmiş bir suç bulunmalıdır. “Taksirli hareket sonucu neden olunan netice” ibaresi, bu şahsi cezasızlık sebebinin yalnız taksirle işlenen suçlarda uygulanabileceğini gösterir. Doğrudan kast, olası kast veya kast–taksir kombinasyonu ile işlenen suçlarda bu hüküm uygulanmaz. Bilinçli taksir halinde ise aynı fıkranın son cümlesi uyarınca cezasızlık değil, şartları varsa cezada indirim gündeme gelebilir.

 

Meydana gelen netice münhasıran failin kişisel ve ailevi durumu bakımından etkili olmalıdır. Failin kendi fiilinin mağduru durumuna düşmesi ve ağır düzeyde etkilenmesi aranır; bu mağduriyet maddi veya manevi olabilir ve “cezaya hükmetmeyi gereksiz kılacak” ağırlığa ulaşıp ulaşmadığı somut olaya göre belirlenir. Ayrıca “ailevi durum” şartı, fail ile mağdur arasında aynı aileden olma ilişkisini gündeme getirir. Aile kavramının kapsamı, salt akrabalık derecelerine indirgenmeden somut olayın koşullarıyla değerlendirilmelidir. Hakkında ayrılık kararı olan eşler, aralarında derin husumet bulunan kardeşler gibi durumlar bakımından yalnız kan bağına dayalı otomatik bir kabul yapılmaması gerekir.

 

“Münhasıran” şartı ayrıca, fail ve ailesi dışındaki üçüncü kişilerin bizzat zarar görmemiş olmasını arar. Failin yakını yanında başka bir kişinin de öldüğü veya yaralandığı hallerde TCK m.22/6 cezasızlık hükmü uygulanamaz. Üçüncü kişilerin dolaylı etkilenmesi (üzüntü, psikolojik etkilenme) bu anlamda engel değildir; engel olan, başka bir kişinin olaydan bizzat zarar görmesidir.

 

Ceza Genel Kurulu, asli kusurlu olarak eşinin ölümü ve bir kişinin şikâyetçi olduğu çoklu yaralanma neticesinin bulunduğu olayda; failin eşinin ölümü sebebiyle ağır mağduriyet yaşadığı açık olsa dahi, olayda münhasıran fail ve ailesi dışında başkalarının da zarar gördüğü ve suçun bölünmesinin mümkün olmadığı gerekçeleriyle TCK m.22/6’nın uygulanamayacağını belirtmiştir. Ayrıca TCK m.85/2’deki neticenin “ölüm + yaralanma” olarak ikiye bölünüp yalnız ölüm bakımından 22/6 uygulanmasının mümkün olmadığı vurgulanmıştır (Yargıtay CGK, 2014/216).

Her Olay Farklıdır, Hukuki Destek Hayati Önem Taşır

Uyuşturucu madde ticareti suçu; kullanılan maddenin türü, miktarı, sanığın rolü, örgüt bağlantısı gibi birçok değişkene göre farklı cezalara tabi tutulur. Yargıtay kararları emsal teşkil etse de her dava kendine özgüdür. Bu nedenle profesyonel hukuki yardım almak büyük önem taşır.

 

📞 Hukuki Destek İçin Bizimle İletişime Geçin:

Telefon: 0533 899 73 51

E-posta: info@avezgiozok.com

 

 Bu içerik yalnızca bilgilendirme amaçlıdır. Somut uyuşmazlıklarınız için bir ceza hukuku avukatına danışmanız önerilir.

 

bottom of page